12 Ağustos 2012 Pazar

nefrotik sendrom


Nefrotik sendrom
Nefrotik sendrom ölüme yol açacak kadar ciddi bir hastalık olmasıyla birlikte,insanın yaşam kalitesinide önemli  ölçüde etkilemektedir
Böbreklerde ortaya çıkan nefrotik sendromun başlıca özellikleri şunlardır:
1. Yaygın ödem;
2.idrarda yüksek miktarda protein bulunması (günde 3 gr’den çok protein atılması)
3.kanda albümin düzeyinin azalması;
4.kanda kolesterol, fosfolipit ve trigliserit dü­zeylerinin artması. Nefrotik sendrom, tedavi ve gidişi değişik birçok klinik tabloyu içerdiğinden, tam ve ba?arıl? te­davi için klinik verilerden başka böbrek biyopsisi de önemlidir.
Nefrotik sendroma yol açan böbrek hastalıkları dört ana grupta toplanabilir:
  • Glomerülonefritler.
  • Glomerülleri tutan genel hastalıklar.
  • Böbrek toplardamarlarında basınç artması.
  • Birincil nefrozlar.
Kronik glomerülonefritler bazen nefrotik dönemden geçebilir ve aylar ya da yıllar geçtikten sonra üremi ile sonlanabilir. Subakut glomerülonefritte de nefrotik bir dönem bulunabilir.
Glomerülleri tutan genel hastalıklar­dan biri amiloidozdur. Ailevi Akdeniz ateşi ve yaygın  (multipl) miyelomda or­taya çıkan ikincil amiloidoz sonucu nefrotik sendrom gelişebilir. Bu olgu­larda böbrekten i?ne biyopsisi, karın derialt? biyopsisi ya da düzbağırsak (rektum) mukoza biyopsisi yardımıyla amiloidoz tanısı konabilir . Amiloidoza ba?l? nefrotik sendromda yüksek tansi­yon ve idrarda kan yoktur. Kan diyalizi ve böbrek nakli, seçilen tedavi yöntem­leridir.şeker hastalığının en önemli komplikasyonlarından biri de glomerüllerde oluşturdu?u bozukluktur. Bu hastalık sırasında glomerüllerde glikoproteinin birikmesi sonucu nefrotik sendrom ge­li?ir. Özgün bir tedavisi yoktur.Eritemli (kızartıl?) lupus hastalığın­da glomerülonefrit tipinde böbrek lezyonu gelişebilir. Hastalığın böbreklerde yol açtığı komplikasyon nefrotik send­rom döneminden geçtikten sonra üremi (kanda üre yükselmesi) dönemi ba?lar.
Ayrıca poliarteritis nodosa enfeksi­yon hastalıklarından sıtma, hepatit B ve frengi, kötü huylu hastalıklardan lenfom ve karsinomlar nefrotik sendrom oluşturabilirler.
İlaçların ve alerjenlerin yol açtığı genel hastalıklar da glomerülleri etkileyerek nefrotik sendrom nedeni olabilir.Böbrek toplardamarında p?ht? oluşumu, triküspid kapak yetmezliğiyle birlikte konjestif kalp yetmezliği, böb­rek toplardamarında basmç art???na neden olarak nefrotik sendroma yol açar.
Birincil nefrozlar hiçbir nedene ba?l? olmayan ya da nedeni bilinme­yen nefrotik sendromlardır. Başlıca üç biçimi vardır: 1) En az lezyonlu glo-merütonefrit (lipo?t nefrotik sendrom). 2) Zar gelişimiyle seyreden (membranöz) glomerülonefrit. 3) Zar gelişimi ve doku art???yla seyreden membranoproliferatif glomerülonefrit.Eri?kinlerde olguların yüzde 20’sini oluşturan lipoit tipte, glomerülde (kıl­cal damar yuma??) ancak elektron mik-roskopuyla saptanabilen lezyonlar gö­rülür. Taban zarı ?i?er, epitel hücreleri­nin parmaksı uzantıları düzensiz bir görünüm alır. Böbreklerin işlevi bozul­mam??tır ve kortizon grubu ilaçlara iyi yanıt verir. Membranöz glomerülonef­rit olguların yüzde 25-30?unda görülür. Biyopsiyle alınan, doku örneği mikros­kopla incelendi?inde glomerüllerdeki kılcal damarların duvarlarının kalınla?t??? ve epitel hücrelerinin ?i?ti?i görü­lür. Taban zarıyla epitel hücreleri ara­sında yalnız elektron mikroskopuyla görülebilen tanecikli birikintiler olu­?ur; immünflüoresan mikroskopunda bunların immünglobülinler ile komplemanın bile?imiyle oluştu?u görülür. Elektron mikroskopunda incelenen ör­nekte taban zarının uzantıları saptanır. Taban zan zamanla incelir, glomerüllerde ba?dokusu gelişir. Bu tip nefro­tik sendromun tedavisi yoktur, 8-10 yıl içinde böbrek yetmezliği gelişir. Membranoproliferatif glomerülonefrit nefrotik sendrom olgularının yüzde 5?inde görülür; glomerüllerdeki kılcal damarların duvarları kalınla??r, epitel hücreleri hızla ço?alır. Bu sürecin so­nunda glomerülün yapısı tümüyle de?i?ir. Bu tip nefrotik sendrom da ilaçla tedavi edilemez. Her üç tipte de glomerülün taban zarının albümine karşı geçirgenli?i artar, borucuklann geri emilim yetene?i ise tümüyle kaybol­mam??tır.
Nedenleri
Nefrotik sendromun nedenleri glomerüllerin iltihaplanmas?, ba????klık tepkimeleri, c?val? idrar söktürücüler, al­tın ve bizmut tuzlan içeren ilaçlar ya da a?ın duyarlı ki?ilerde böcek sok­ması olabilir. Böbrek toplardamarların bir p?htıyla tıkanması sonucunda damar basıncının art??? da idrarla fazla miktarda protein atılmasına neden ola­bilir. Nefrotik sendrom kötü huylu tümörlerde de ortaya çıkabilir.
Görülme sıkl???
Her yaşta görülebilirse de Özellikle 18-30 ya?lannda ortaya çıkar.
Belirtileri
En önemli belirti idrarda yüksek mik­tarda (24 saatte 3-20 gr) protein çıkmasıdır; kandaki proteinlerin idrarla vücuttan atılması öteki belirtilere de neden olur.
Nefrotik sendromun en açık belir­tisi derialtındaki dokularda sıvı birik­mesiyle oluşan ödemdir. Nefrotik ödem ayak bile?inin yan çıkıntılar?, sa?rı bölgesi, erbezi torbas?, vulva gi­bi vücudun bombeli bölgeleri ile yüz­de (genellikle gözkapaklannda), kimi zaman da bütün vücut yüzeyinde gö­rülebilir.
Ödemli bölgeler ?i?, Üstünü örten deri gergin, parlak ve beyaza yakın renktedir. K?vam? yumuşaktır, par­makla bastırınca, gode adı verilen bir iz kalır. Karın, akciğer ve kalp zarlarının arasındaki bo?luklarda da sıvı biri­kirse anazarka adı verilen özel bir ödem görülür. Ödemin yanı sıra idrar miktarı azalır, vücut a??rl??? artar. Hastanın soluk görünümü ve kötü beslenmesiyle çeli?en kilo art???nın kesin nedeni vücutta sıvı birikmesidir.Bazı olgularda apandisit ya da ka­rın zarı iltihabın? düşündüren kolik ti­pi karın ağrısı görülebilir; a?rı ba??r­saklarda aşırı gaz birikimi, bulantı, bazen kusma ile ortaya çıkar”. Hastal?­?ın genel belirtileri halsizlik ve beyin ödeminden kaynaklanabilen şiddetli baş ağrısıdır. Bunlardan başka, ba?ta pnömokoklar olmak üzere çeşitli et­kenlerin neden olduğu enfeksiyonlara karşı vücudun direnci azalmıştır.
?ncelemeler
Nefrotik sendromda klinik belirtilerin yanı sıra tan? açısından son Demli laboratuvar bulguları da vardır.  idrar tahlilinde en önemli bulgu yük­sek düzeyde protein çıkmasıdır. Lipoit efrotik sendromda idrarla çıkan proteinler hemen tümüyle albüminlerden oluşur;  Öteki glomerülonefritlerde, globülin gibi molekül a??rl??? daha yük­sek ve hastalığın glomerüllerde neden olduğu değişiklikler sonucunda çıkar?­lan proteinler de görülür. İdrar çökelti­sinin (sediment) mikroskopla incelen­mesinde, nötr ya? damlacıklar?, çift kınlmaty ya? cisimcikleri, oval ya?l? ci­simler, ba?ta hiyalin ve mumsu olanlar olmak üzere çok sayıda silindirler sap­lanırken, alyuvarlar ya az görülür ya da hiç yoktur.Kanda böbrek işlevini gösteren reatinin ve azot düzeyi normal bulunur. Plazma protein düzeyi ise 7 gr/ 100 ml’den 3 gr/100 ml’nin de altına dü?mü?tür. Normal olarak kanda en az bulunan protein türü albümindir (3-4 gr/100 mi); hastalık sırasında bu oran 1 gr/100 ml’nin altına dü?ebilir.Nefrotik sendromda alfa-2 globülin ile bir Ölçüde beta globülinin artması beklenir.
Bu değişiklikler, proteinlerin bir elektrik alana göçünü temel alan ve proteinlerin tipi ile miktarının belirlen­mesini sağlayan serum elektroforez yöntemiyle saptanabilir.Hemen her zaman kandaki ya? ora­n? artm??tır (hiperlipemi). Görünürde en fazla lipoit nefrotik sendromda bu klinik tablo ortaya çıkarsa da, öteki glomerülonefritler de bu değişikliklere neden olabilir. Bu tiplerin gidi?i ve te­davisi birbirinden farklı olduğundan, mutlaka kesin tanıya varılmalıdır. ?d­rarda çıkan proteinlerin incelenmesi, durumu bir ölçüde aydınlatır; yukarıda belirtildi?i gibi, lipoit nefrotik send­romda yalnız albümin gibi düşük mo­lekül ağırlıklı proteinler çıkarken, öte­ki glomerülonefritlerde molekül a??rl?­?? yüksek proteinler de (globülin) çıkmaktadır.
Tam daha kesin olarak böbrek biyopsisiyle elde edilen böbrek dokusu örneğinin incelenmesiyle konabilir. Böbrek biyopsisi böbrek hastalıkları­nın belirlenmesinde büyük önem ta??r. Böbrekten alınan küçük bir parçacık özel olarak boyanıp işlemlerden geçi­rildikten sonra mikroskopla incelenir. Biyopsi körlemesine yapılabilir; başka bir deyi?le, i?ne böbre?e sokularak, böbrek dokusundan küçük bir parça kesilir ve i?ne boşluğundan dışarı çıkarılır. Bu giri?im sırasında yerel anestezi uygulanır; hasta bir yata?ın üzerinde yüzükoyun yatar, derin bir nefes alarak böbreğin hareketsiz kalmasını sağlar. “Açık” uygulamada ise deri ve kaslar böbreği ortaya çıkaracak biçimde kesilir. ?nceleme için ge­rekli doku örneği ya daha önceki tek­nikle ya da bir bisturiyle alınır. Böb­rek yetmezliği, p?htıla?ma bozukluğu ya da yüksek tansiyonu olmayan has­talarda uzmanlarca yapılan böbrek biyopsisi genellikle komplikasyona yol açmaz. Bazı hastalarda ise giri?im sonrasında idrarla kan kaybı olabilirse de, birkaç gün içinde sona erer. Çok ender olarak atardamarlar ve toplarda­marlar arasında ola?and??? bir ba?lant? (arteriyovenöz fistül) bulunabilir.Lipoit nefrotik sendrom olguların­da optik mikroskopta böbrek dokusu normaldir. Özellikle glomerüllerde de­?i?iklik hiç yoktur ya da çok küçük değişiklikler vardır. Flüoresanla i?­lemden geçirilmiş antikorlarla i?aretle­nen doku mmünflüoresan mikrosko-puyla incelendi?inde antikorların glo­merüllerde tutuldu?u görülemez; öteki glomerül hastalıkların tümünde anti­korlar tutulur. Burada değişiklikler an­cak elektron mikroskopu ile gözlene­bilir.
Belirtilerin açıklanmas?
?lk ortaya çıkan belirti idrarda protein (Özellikle albümin) çıkmasıdır. Nefrotik sendromlu bir hastanın böbrek glo-merülü elektron mikroskopuyla incele­di?inde bunun nedeni bulunabilir. Böbrek glomerülü küçük bir atardamardan çıkan kılcal damarlardan olu­?ur. Bu kılcal damarların duvarı ya da Bowman kapsülünün iç katmanının epitel hücreleriyle endotel hücreleri arasında bulunan taban zarı delikli bir yap?dadır. Normal olarak bu delikler­den molekül a??rl??? 70 binin üstünde­ki proteinler geçemez.
Nefrotik sendromda kılcal damarın duvarının yapısı bozuldu?undan özel­likle ba?ta en küçükleri olmak üzere albüminler idrara geçer. Proteinlerin, özellikle albüminlerin, suyu çekme özelliği vardır. Kan hücreleriyle bir­likte kan? oluşturan su damarların için­de kalır; kandaki proteinler tarafından tutuldu?undan dokulara da??lmaz. Kandaki protein düzeyinin düşmesi, dokulara sıvı sızmasına yol açar. Eri?­kinde 5 litre kadar olan kan hacmi, 3 litrenin altına iner. Vücut bu duruma kendiliğinden uyum sa?layamaz; kan miktarı azaldığında ya da miktarı he­men hemen aynı kald??? halde geçi?­me basınc? (ozmotik basınç) azaldığın­da, bazı süreçler harekete geçer. Kal­bin sol ve sa? kulakçıklarında, ?ahdamarında ve merkez sinir sisteminde hipotalamusta) bazı duyarlı alanlar vardır. Kanın hacmi ya da basıncıyla ?lgili bütün değişiklikler bu alanlarda kaydedilerek bazı refleksleri harekete geçirir. Böylece böbreküstü bezinden daha çok aldosteron ve hipofizden da­ha çok antidiüretik hormon salınır. Bu iki hormon kanın geçi?me özelliğinin kaybolması sonucunda kan hacminin azalmasını kar??lamak için böbrekten su ve sodyum atılımın? sınırlar. Bunun sonucunda belirtiler hafiflerse de, olumsuz sonuçlar da do?abilir. Temel bozukluk olan protein eksikliği sürdü?ünden, kandaki sıvılar en esnek doku olan derialtına ve öteki dokulara sızar. Böylece ödem oluşur ve hastanın sık sık fark ettiği susuzluk duygusu ortaya çıkar. Derialtında biriken büyük miktarda sıvıya kar??n, kan hacmi azald?­??ndan hastada sıvı kaybı belirtileri gözlenir.İdrarla atılan proteinler ve ya?ların vücutta tutulmasın? sa?lamak için böb­rek borucuklarından olabildiğince fazla miktarda protein ve ya? emilimi olur. Bununla birlikte geri emme kapasitesi­ne oranla atılan miktar çok fazla oldu­?undan, önemli miktarda protein ve ya? kaybı olur. Emilen ya? ve proteinler hücrenin depolama kapasitesinin üstün­de olduğunda bu moleküller hücrede çöker. Kandaki ya? düzeyinin artması­nın böbreklerden protein kaybına ba?l? olduğu ileri sürülmektedir.
Kolesterol art??? plazma albümininin azalmasıyla ters orantıl? olduğundan kandaki albümin düzeyinin düşmesinin lipit metabolizması bozuklukla-nna yol açtığı dü?ünülür. Bazı böbrek hastalık­larında kandaki lipit düzeyi yükselme­di?i halde albümin düzeyinin aşırı dere­cede dü?tü?ü görülebilir.
Beklenen gidi?i (prognoz)
Antibiyotiklerin yaygın kullanımından önce lipoit nefrotik sendromda ölüm oran? oldukça yüksekti. Olguların yak­la??k yüzde 40??nda ilk belirtilerden sonraki 2 yıl içinde hasta yitirilir ve ölüme, özellikle enfeksiyonlardan kaynaklanan komplikasyonlar yol açard?. Antibiyo­tiklerin kullanılmas?, erken dönemde ölüm tehlikesini azaltm??tır. Ayrıca kor­tizon türevleri ve sitostatik (hücre geli­?imini durdurucu) ilaçların kullanımı da birçok hastanın bütünüyle iyileşmesini sa?lam??tır. Tedavi sonucunda elde edi­len iyileşmelerin kesin değerlendirilme­si iki nedenle güçtür. Öncelikle, olgula­rın büyük bir bölümünde (yüzde 10-30) kendiliğinden iyileşme görülebilir; tedavi gören hastada bu iyileşme yanl??lıkla tedaviye başlanabilir. Buna ek olarak birçok olguda hastalık iyileşmez ve bir­kaç ay ya da kimi zaman birçok yıl sonra yineleyebilir. Bazı hastalarda belirti­ler kaybolduktan sonra kortizon grubu ilaç tedavisinin kesilmesi, belirtilerin bir süre sonra yeniden ortaya çıkmasına neden olur ve ancak yeniden kortizon verilmesiyle geriler. Ayrıca, Önerilen tedavi yöntemleri çok çeşitli olduğundan kar??la?tırma yapılması çok güçtür. Do?ru tedavi edilen lipoit nefrotik sendrom olgularında hastaların yüzde 60-80?inde hastalık bütünüyle gerileye­bilir. Öteki olgularda, zamanla böbrek yetmezliği gelişebilir.
Tedavi
Nefrotik sendrom tedavisinin başlıca hedefleri, Ödemi azaltmak için idrar miktarını artırmak; kanda albüminin azalmasına ba?l? Ödem oluşumunu azaltmak için kandaki albümin düzeyini artırmak; idrarla atılan albümin miktar?­n? azaltmak; kandaki ya? oranın? azalt­maktır. Biyopsi gibi bir dizi inceleme uygulanarak kesin tam konduktan son­ra, etkili bir tedavi için hastanın bir süre hastaneye yatırılması gerekebilir. Yatak istirahati ödemm azalması için yararlı olsa da, çok uzatılması doğru değildir. Beslenme kalori açısından yeterli, pro­teince zengin olmal? ve fazla sodyum içermemelidir. Günlük protein alım? ki­logram başına 1-15 gr olmalıdır. Belir­gin ödemi olan hastada yiyeceklerle günde 0,5-1 gr’dan fazla sodyum alın­mamalıdır. Kandaki sodyum düzeyi normalse sıvı kısıtlaması gerekmez. ?d­rar söktürücü ilaçlar verilerek idrar miktarı artırılabilir. Bununla birlikte id­rar söktürücü ilaçlar ne kadar yararlı ol­sa da, tedavinin ana hedefinin ödemi ortadan kaldırmak olmadığı unutulma­malıdır; hızla çözülen ödemin ardından hastada elektrolit dengesizli?inin geli?­me tehlikesi olduğundan kimi zaman ödem tedavisinden vazgeçmek gerekebilir.
Kortizon türevi ilaçlar (prednizolon) nedene yönelik tedavi sağlar. Uzun süre yüksek dozda prednizolon verilmelidir. Ama kortizon tedavisinin ciddi sakınca­ları vardır. Kortizon grubu ilaçların uzun süre kullanımı enfeksiyonlara kar­?? direnci kırd???, mide onikiparmakba??rsa?? ülserleri, şeker hastalığı ve a?ın şişmanlık ile veremin ortaya çık­masın? kolaylaştırd??? için komplikas­yonlar zaman zaman ölüme neden ola­bilir. Bu sonuçlan önlemek ya da azalt­mak için, kortizon tedavisinde bazı ön­lemler alınabilir.Tedavi başlangıç a?amasında 1-4 hafta sürebilir; daha sonra istenen mik­tarda idrar çıkmaya ba?layınca, aşamalı olarak azaltılır ve yavaş yavaş hastanın dengede kalmasını sağlayan en düşük doz bulunur. Bu doz bulunduktan sonra yan etkileri azaltmak amacıyla günlük kullanımdan aralıklı kullanıma geçile­bilir. Aralıkl? tedavide, iki günde veril­mesi gereken prednizolon miktar?, 48 saatte bir tek doz olarak, sabah kahval­tısında verilir.
Nefrotik sendromda kortikosteroit tedaviyi kesmemek önemlidir; belirtiler ve laboratuvar bulguları normale dönse bile, hastalığın yinelememesi için ilaç tedavisi en az bir yıl sürmelidir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder